HÂYÎDE (ḪĀYĪDE)

hâyîde-edâ, hâyîde-gû, ma'nâ-yı hâyîde, kelimât-ı hâyîde, mazmûn-ı hâyîde


* Edebî anlamda değerini yitiren, özgünlüğünü kaybeden ve beklentiyi karşılayamayan söz, anlam, şiir.



Sözlük Anlamı

Hâyîde, “çiğnemek, dişlemek, kötü sözler sarfetmek, yakışık olmayan ifadelerde bulunmak” (Enverî, 1381, s. 2676) manasındaki hâyîden mastarından türeyen Farsça bir sıfattır. Temel anlamı “çiğnenmiş, ağızda yumuşatılmış” (Dehhodâ, 1377, s. 9487) olmakla beraber edebî literatürde “ağızlarda dolaşa dolaşa eskimiş, müptezel olmuş söz, eser, mânâ, fikir vb.” (Ayverdi, 2010, s. 489) manasına gelir. 




Terim Anlamı

Geçmişte fazlaca kullanılıp estetik değerini yitiren ve dilden dile dolaşıp eskiyen söz. 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Hâyîde sıfatı ilk kez Latîfî Tezkiresi'nde geçmektedir. Latîfî ilk örneği iyi ve kötü şairleri belli kategorilere ayırdığı Der Beyân-ı Merâtib-i Aksâm-ı Şu’arâ başlığı altında verir. Müellif, devrinde şair geçinen birçok kişinin varlığından söz etmekte; ancak gerçek şair sayısının azlığından yakınmaktadır. Müellife göre birçok isim şairlik iddiasında bulunup defter karalamasına rağmen dilden dile dolaşarak eskimiş ve özgünlüğünü yitirmiş “hâyîde sözler” sarf etmektedir (Canım, 2018, s. 66).

Latîfî hâyîde sıfatını poetik bir tabir olarak kullanmakla beraber doğrudan şairin şiir anlayışını eleştirmek için de kullanmıştır. Hayal üretme noktasında başarılı olamayan Zihnî, Sultan Selim için yazdığı Fütûhât'ı  eskimiş sözlerle dolu olan Sücûdî, şiirlerinde estetiğe dair manalar bulunmayan Şâhid-i Edirnevî ve bilimsel açıdan iyi olmasına rağmen şiirlerinde ruh olmayan Lâmi'î, Latîfî'nin hâyîde ile ilişkilendirdiği şairlerdir (Canım, 2018, s. 235, 264, 289, 459).

Son örnek Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’de geçer. Ali Emîrî Efendi’nin nakline göre 18. yüzyıl şairlerinden Câmî, sanat gücü yüksek bir şair değildir. Müellif Câmî’nin kendisini alim, şair ve filozof olarak nitelendirmesine rağmen gerçekte bunlardan hiçbiri olmadığını ifade eder ve Vâlî, Hâmî, Lebîb gibi şairlerin şiirlerine yazdığı nazireleri söylene söylene eskiyip ayağa düştüğü için hâyîde-edâ olarak niteler (Kadıoğlu, 2018, s. 171).

 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Latîfî Tezkiresi'nde 9, Künhü'l-Ahbâr'da 2, Meşâ'irü'ş-Şu'arâ'da 1, Teşrîfâtü'ş-Şu'arâ'da 2 ve Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’de 1 defa olmak üzere toplamda 15 defa kullanılmıştır. 




Örnekler

Örnek 1:

Egerçi zamânede şâ’ir ü müteşâ’ir fark olınmayup ve ehl olanlar nâ-ehlden imtiyâz u rüchân bulmayup fenn-i şi’r ü ‘arûzuñ ‘ırzı bozulmışdur ve meydân-ı suhan lâf-zen ü yâve-gûy u düzd-i bî-müzdle tolmışdur. Niceleri da’vâ-yı şi’rle nice defter ü dîvân karalamış ammâ bir ma’nâ-yı hâssa mâlik olamamışdur ve hâyîde ve tırâşîde nice söz nazm itmiş lâkin silk-i nazmda bir ipe uracak bir dürr-i nâsifte bulamamışdur (Canım, 2018, s. 66).

Örnek 2:

Hıred-i hurde-dân ile şi'ri gerçi pür-lü'lü idi. Îrâd-ı sanâyi'-i nazmiyyede egerçi ma'nâ-cûydur lâkin 'îcâd-ı hayâlde makûle-i suhan-çîn ü hâyîde-gûydur (Canım, 2018, s. 234-235).

Örnek 3: 

Egerçi ekser-i fende mütefennindür lâkin fenn-i şi'rde ol kadar rüsûhı yokdur ve eş'ârında sâde ve hâyîde ma'nâları çokdur. Dîvânında kabûle kâbil gerçi ba'zı ebyâtı dahi vardur ammâ şütür ü gürbe makûlesi nâ-hemvârdur (Canım, 2018, s. 289).

Örnek 4:

Mücerred sâde nazma kudretine ve sâ'ir eş’âr u nezâ’ir didükçe anlara öykünüp taklîd-i bî-bizâ’atına binâ’en her ne hâl ise ragbet bulmış idi. Hattâ hâyîde ‘ibârât ve nâ-şâyeste fıkarâtla inşâ ölçümlenüp Sultân Selîm Hanuñ fütühâtını bir kitâb itmişdür. Ba’de vefâtihî tasnîf itmegin câ’izesi ifnâ-yı vücûd olmadan kurtulmışdur (İsen, 2017, s. 97).

Örnek 5:

Hakîkatte ne ‘âlimdi ne şâ’irdi ne feylesof idi. İ'tikâdınca hepsi kendisi idi. Hafîfü’r-rûh olması hasebiyle âtî’t-terceme Vâlî, Hâmî, Lebîb Efendilerle mu'ârefe peydâ ve ekseri onlarla imrâr-ı evkât-ı subh u mesâ ve tanzîm eyledikleri eş'âr-ı belâgat-pîrâya nazîre-i hâyîde-edâ inşâd ve imlâ eylerdi. Eş'ârınıñ nâ-mevzûn olduğunu iddi'â edenleri taktî'e da'vet eder ve kelimât-ı nâhemvârını mutlaka “efâ'îl” “tefâ'îl”e mutâbık getirirdi (Kadıoğlu, 2018, s. 171).




Kaynaklar

Ayverdi, İ. (2010). Misalli büyük Türkçe sözlük. İstanbul: Kubbealtı.

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-şu’arâ ve tabsıratü’n-nuzamâ. Ankara: KTB. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html 

Dehhodâ, A. E. (1377). Luğatnâme-yi Dehhodâ. Tahran: Müessese-yi Luğatnâme-yi Dehhodâ.

Enverî, H. (1381). Ferheng-i bozorg-i sohen. Tehrân: İntişârât-ı Sohen.

İsen, M. (hzl.) (2017). Künhü’l-ahbâr’ın tezkire kısmı. Ankara: KTB. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194288/kunhul-ahbarin-tezkire-kismi.html 

Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Ali Emîrî-Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: KTB. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html  

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebı̇-Meşâ’ı̇rü’ş-şu’arâ. Ankara: KTB. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html 

Yılmaz, K. (hzl.) (2019). Güftî Teşrîfâtü'ş-şuʿarâ. Ankara: KTB. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-247200/gufti-tesrifatus-suara.html
 




Yazım Tarihi:
27/03/2026
logo-img