MEVIZETSİMÂT (MEVʿİẒET-SİMĀT)


* Sözlüklerde “vaaz, nasihat, öğüt” anlamları olan mev‘ize/mev‘iza/mev‘izet ile “işaretler, nişanlar, alametler” manasındaki simât kelimesinin birleşmesiyle meydana gelmiş olan kelime ve sadece Latîfî Tezkiresi’nde alıntı yapılan eserlerdeki beyitler için “öğüt, nasihat veren” anlamında kullanılmış terim.



Sözlük Anlamı

Sözlükte “vaaz, nasihat, öğüt vermek” anlamındaki mev‘ize ile “işaretler, nişanlar, alametler” anlamındaki simât kelimelerinin birleşmesiyle meydana gelmiştir. Sözlüklerde birleşik hâli mevcut değildir. 

Firûzâbâdî’nin Mütercim Âsım Efendi tarafından Türkçeye tercüme edilen sözlüğünde mev‘izet (el-mevzi‘at) maddesinde “bir kimseye kalbini yumuşatacak sevâb ve ‘ikâba dâ‘ir kelam tezkîr eylemek ma‘nâsınadır ki pend ve nush eylemek ve öğüt vermek tabir olunur.” (Mütercim Âsım Efendi Kâmûs Tercümesi 2013, IV/3259) şeklinde açıklanır. James W. Redhouse “mev‘ıza” olarak kaydettiği kelimeye nasihat, vaaz, hutbe (Redhouse 1987, s. 2033); Muallim Nâcî (mev‘iza) “birinin kalbini yumuşatacak surette sevab ve ukaba dair söz söylemek, nasihat etmek, öğüt vermek ve bu suretle söylenilen söz” (Muallim Nâcî 1322 [1904], s. 863; Steingass, F. J. (mav’izat, mav’iza) “ikaz edici, uyarıcı, ihtar eden, hafif ölçüde azarlayıcı; ikaz, ihtar, uyarı, nasihat; Allah’a yöneltilen dua, niyaz (Steingass 1998, s. 1346); Şemseddîn Sâmî (mev‘ıza) “vaaz, nasihat, öğüt, pend (Şemseddîn Sâmî 1317 [1899], s. 1431); Raif Necdet Kestelli ve Hasan Bedreddin (mev‘ize) “birinin kalbini yumuşatacak söz, nasihat” ([Kestelli]Raif Necdet, Hasan Bedreddin 1928, s. 307); Ferit Devellioğlu (mev‘izet/ mev‘ize) “öğüt” (Devellioğlu, 1988, s. 759); Kubbealtı Lügati Misalli Büyük Türkçe Sözlük’te (mev‘ize-mev‘iza) “kötülüklerden uzaklaştırmak, iyiliğe ve doğruluğa yöneltmek maksadıyla verilen öğüt, nasihat; vaizlerin cami ve mescitlerde yaptıkları dinî ve ahlaki konuşma, vaaz” (Ayverdi 2011, s. 813) açıklamaları bulunur. 

Simât ise Arapça “sime/simet” kelimesinin çoğuludur ve işaretler, izler, damgalar” anlamındadır. Kâmûs Tercümesi’nde simet için iki ayrı maddede iki mana verilmiştir: “Masdar olurlar, dağlamak ve damgalamak ma‘nâsına” ve “nişan için hayvana basılmış damgaya denir ki gûnâgûn suret üzere olurlar.” (Mütercim Âsım Efendi Kâmûs Tercümesi 2013, VI/5238). Kubbealtı Lugatı’nda “simât”ın “işaretler nişanlar, alâmetler, damgalar” manaları verildikten sonra “sonuna geldiği kelimelere “üzerinde … izi, işareti görülen, … görünüşlü’ anlam katarak birleşik sıfatlar yapar.” açıklaması eklenmiştir (Ayverdi, 2011, s. 1110).




Terim Anlamı

Mev‘ize kelimesi Arapça “va‘z”dan türemiştir. Vaaz (va‘z) “bir topluluğu dinî ve ahlakî konularda nasihat etmek, dinleyenlerin kalplerini iyiliğe ısındıracak sözler söylemek, uhrevî mükâfat ve azaba dair bilgiler vererek teşvik ve ikazda bulunmak” şeklinde tanımlanır. Mev‘iza da çok defa vaaz anlamında kullanılır ve Kuran-ı Kerîm’in çeşitli ayetlerinde yer alır. Bazı ayetlerde Kur’an’ın bütünün bir mev‘iza olduğu ifade edilirken (Âl-i İmrân 3/138; Yûnus 10/57) bazen de âyetlerin mev‘iza olduğu söylenir (Bakara 2/275). Hz. Peygamber’in çeşitli vesilelerle ve bilhassa namazlardan sonra cemaatle yaptığı sohbetler, vaaz ve nasihatlerinde zaman zaman kıssalara yer vermiştir. O’nun vaaz ve nasihatleri bu konuda izlenecek üsluba ışık tutmuştur. Takipçileri tarafından zaman içinde bunlar “kasas (kıssa), tezkir ve vaaz” olmak üzere üçe ayrılmış ve “ilmü’l-mevâ‘iz”, “ilmü’l-mev‘iza” gibi isimler alarak ilmî bir disiplin hâline gelmiştir. (Cirit 2012, s. 404-406). İlimler tasnifinde Şer‘î ilimler arasında yer alan “ilmü’l-mevâ‘iz” “dinî ve ahlakî konularda nasihat etmek, uhrevî mükâfât ve azaba dair bilgiler vererek teşvik ve ikazda bulunmayı mevzu eden bir ilim” olarak tarif edilmiştir (İhsanoğlu 2022, s. 137). İslâm dünyasında mev‘ize konusunu işleyen iki tür kitap telif edilmiştir. Bunlardan biri, vaazın metoduyla ilgilidir. Vaazda takip edilecek sıra (önce ayet, sonra hadis, sonra kelâm-ı kibar…), konuya göre dinleyenleri korkutma veya müjdelemede takip edilecek yol, yer ve zaman seçimi vs. İkinci tür kitaplarda vaaz konuları ana hatlarıyla tespit edilir, bunlara uygun ayet, hadis, menkıbe … ve vaaz örnekleri verilir. Mev‘ize kitapları denildiğinde daha çok bu ikinci tür kitaplar anlaşılır. Tasavvuf kitapları mev‘ize için en uygun kitaplardır (TDEA, VI/297-298).

Mev‘izet-simât terimi, öğüt veren önemli eserlerden yapılan alıntıları açıklamak için kullanılan bir sıfat olarak kullanılmıştır. 

 




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Tezkire yazarlarından sadece Latîfî eserinde bu terime yer vermiş ve şairlerin eserlerinden yapacağı iktibaslardan önce, beyitlerin öğüt verici, uyarıcı olduğunu ifade etmek için kullanmıştır. Bu şiirlerde iki eserin adı da zikredilir. Bunlar Mevlânâ Celâleddin Rûmî Mesnevî’si (Örnek 1) ile Hamdullah Hamdî’nin Mevlid’idir (Örnek 2). Alıntı yapılan diğer üç şair ise Haffî-i Edirnevî (Örnek 3), Kadri Efendi (Örnek 4) ve Kâşifî'dir (Örnek 5) .




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Latîfî mev‘ızet-simât terimini 5 kez kullanmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

bu ebyât-ı mev‘ızet-simât dahı dünyâ-yı dûn-ı dü-rengün erbâb-ı gurura ‘âkıbet nûşı nîş ve gınâsı ‘ınâ olup ve câhiller çâh-ı mezelleti ‘izzet ü câh sandukları beyânında Mesnevîdendür (Latîfî, 2018, s.75).

Örnek 2:

Nesr: Bu birkaç ebyât-ı mev‘ızet-simât dahı “dünya tatlılığı ahiret acılığı, dünya acılığı ahiret tatllılığı” mefhumunca Kitâb-ı Mevlid-i Nebî’dendür (Latîfî, 2018, s. 202).

Örnek 3:

Ve bu dahı çarh-ı şu‘bede-sâz ve gerdûn-ı lu‘bet-bâz bu çadır-ı nilgûn ve hayme-i bî-sütûn u ser-nigûndan her an sad lu‘bet ve her dem bin sûret gösterüp nice bin Bû ‘Alî Sînâ’yı ve hezârân sîmâ-yı eşkâl-nümâ-yı sâhib-simyâyı san‘at-ı lu‘betde bât itdügi beyânında anın ebyât-ı mev‘ızet-simâtındandur (Latîfî, 2018, s. 215).

Örnek 4:

Fezâyili ma‘lûm ve meşhûr ve cemî‘-i cihâtı ma‘mûrdur ve kasâyid ü eş‘ârı cerâyid ü defâtirde merkûm ve mestûrdur. Âsâr-ı fezâyili ‘uluvv-i şânına nâtık ve kemâlât-ı sıfâtı sümüvv-i zâtına fâyıkdur. Bu ebyât-ı mev‘ızet-simât anundur (Latîfî, 2018, s. 427).

Örnek 5:

Bu ebyât-ı mev‘ızet-simât dahı mesnevîyâtından hûb vâki‘ olmuştur (Latîfî, 2018, s. 435).




Kaynaklar

Ayverdi, İ. Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. 2. bs. İstanbul: Kubbealtı.

Cirit, H. (2012), “Vaaz”, TDVİA, c. 42. İstanbul: TDV Yayınları, 404/407.

Devellioğlu, F. (1988). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. 5.bs. Ankara: Aydın Kitabevi.

Ebü’l-Tâhir Mecdüddîn Muhammed b. Ya‘kûb b. Muhammed Firûzâbâdî. (2013). El-Okyanusu’l-basît fî Tercemeti’l-Kâmûsi’l-muhît: Kâmûsu’l-muhît Tercümesi = Kâmûs Tercümesi. 6 cilt. Tercüme Mütercim Âsım Efendi. Yayına hazırlayanlar Mustafa Koç, Eyyüp Tanrıverdi. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

İhsanoğlu, E. (2022) Kevâkib-i Seb‘a: Yedi Gezegen Fransız Aynasında Osmanlı Kültürü. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi Yayınları.

[Kestelli], Raif Necdet, Hasan Bedreddin. (1928). Yeni Resimli Türkçe Kamus. 2. bs. İstanbul: Yeni Şark Kütübhanesi Yayınları.

Latîfî. (2018). Tezkiretü'ş-Şu'arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ: İnceleme-Metin. Hazırlayan Rıdvan Canım. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Muallim Nâcî. (1322 [1904]). Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asr Matbaası. 

Redhouse, J. W. (1987). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. Beirut: Librairie Du Liban [1890’ın tıpkıbasımı]

Steingass, F. J. (1998). A Comprehensive Persian-English Dictionary: Including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. Beyrut: Librairie du Liban.

Şemseddîn Sâmî. (1317 [1899]). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.

Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi. (1986) cilt 6. İstanbul: Dergâh Yayınları.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
03/09/2026
logo-img