muhkem
* Sağlam, kavi, metin anlamlarına gelen kelime, şairin şiirinin yalnızca muhteva yönüyle kusursuz değil; aynı zamanda nazım tekniği yönüyle de başarılı olduğunu belirten bir terim.
Kavi, sağlam, berk, metin kılınmış, kuvvet verilmiş, mübrem, müstahkem (Muallim Nâcî, 1322, s. 728; Şemseddin Sâmî, 2007, s. 1303; Tulum, 2011, s. 1273) anlamlarına gelen kelime, tefsir ve hadis ilimlerinde başka şekilde yorumlanması mümkün olmayan manası açık ayet ve hadisleri ifade etmek için kullanılmıştır (Başoğlu, 2020, s. 42). Kelimenin bu manadaki kullanımı Def’ü’l-Mesâlib fî Edebi’ş-Ş’ir ve’l-Kâtib’de “Tefsirde tebdîl ü tağyîrden yanî tahsis ü tevilden masun olan âyâta denilüp ve asl lügat -meselâ binâ-yı muhkem dinilürse- intikâzdan emîn dimekdir.” (Demirciler, 2014, s. 584) şeklinde açıklanmıştır.
Muhkem, şairin şiirinin yalnızca muhteva olarak değil aynı zamanda kelimelerin seçimi, aruzun doğru uygulanması, kafiyenin düzgün bir şekilde kurulması gibi teknik yönlerden de başarılı olduğunu belirten bir terimdir.
Biyografi yazarları tezkirelerde, muhkemin hem sözlük hem de terim anlamına yer vermişlerdir. Şairin hayatındaki bir olayın, bir eylemin etkisinin kuvvetini, çokluğunu anlatırken kelimeye sözlük anlamı bağlamında yer verilmiştir. Sehî Bey, Baba Hasan’ın yaralanıp ölmesini anlatırken “bazı ehl-i fesâd … bir niçe muhkem bere urup şehîd itdiler.” (İpekten, Kut, vd. 2017, s. 119) ifadesinde, şairin şiddetli, sağlam bir darbe ile öldürüldüğünü belirtmek için kullanır. Âşık Çelebi ise Andelibî’nin Kanunî ile görüşmek için diretmesi ve hizmetkara “bre urun” demesi üzerine, onlardan sağlam bir dayak yediğini belirtmek için muhkem kelimesinin sözlük anlamında faydalanır. “…Andelibî’yi muhkem lete çekerler” (Sungurhan, 2017a, s. 491). Hayretî’nin kör olmadan önce bir mahbuba duyduğu derin aşkı ve bağlılığı Latîfî muhkem kelimesi ile şu ifadelerde belirtir. “… bir mahbûba taallukı muhkem ve taaşşukı müstahdem olup…” (Canım, 2017, s. 205).
Muhkem, şiirin niteleyicisi olduğunda ise yine sözlük anlamına yakın bir bağlamda kullanılmıştır. Şairin kelimeleri seçme, aruz ölçüsünü kullanma ve kafiyeyi doğru bir şekilde yapılandırma gibi konulardaki maharetini kısacası; şairin şiir tekniğindeki gücünü, kabiliyetini belirtmek üzere muhkem kelimesinin anlam alanından faydalanılmıştır. Şiirin niteleyicilerinden biri olarak kullanılan muhkem, ilk olarak Sehî Bey tarafından Mevlânâ Niyâzî ve Mevlânâ Şehîdî’nin şiirlerinin teknik yönden güçlü oluşunu vurgulamak amacıyla “İsmi İlyâs kavâid-i ebyâtı muhkem-esâsdur.” ve “… Pârsî vü Türkî dilde eş'âr dimege kâdir sözleri muhkem ü üstüvâr kimesnedür” (İpekten, Kut, vd. 2017, s. 177, 124) şeklinde kullanılmıştır. Muhkem teriminin doğrudan şiir tekniği ile ilgili olduğuna dair en belirgin kullanımlardan birine yine 16. asırda Latîfî’nin kayıtlarında rastlanır ve onun bu kullanımı özellikle çağdaşı Âşık Çelebi ve Kınalızâde’nin kayıtlarına da sirayet etmiştir. Latîfî, Sâfî’nin şairliğini, beyitleri üzerinden tasvir ederken “… bûyût-ı ebyâtı kemâl-i metânetde muhkem ü mamurdur.” (Canım, 2017, s. 321) ifadelerini kaydeder. Şairin beyitlerini bir binayı tasvir eder gibi anlatır ve onları sağlam, kusursuz ve mamur olarak niteler. Âşık Çelebi, Ahmed Paşa’nın Anadolu şairlerinin öncüsü olduğunu belirttikten sonra onun şiirlerinin teknik yönden güçlü olduğunu “Fi’l-hakîka eş'ârı metîn ve kâ'ide-i nazmı muhkem ü rasîndür.” (Kılıç, 2018, s. 113) sözleriyle niteler. Latîfî ise Ahmed Paşa’nın şiirlerinin söz ve anlam bakımından sağlam ve sarsılmaz olduğunu belirtmek için yine muhkem teriminin anlam alanından yararlanmış ve bu durumu şöyle belirtmiştir; “Ebyât-ı pür-nükâtı elfâz u maânîde metn-i metîn gibi muhkem ve üslûb-ı kasâyidi hod icmâ u ittifâk üzre müsellemdür.” (Canım, 2018, s. 112). Ahmed Paşa’nın şiirlerinin vezin, kelime seçimi, kafiye gibi yönlerden güçlü olduğunu göstermek için Kınalızâde Hasan Çelebi de muasırları gibi onun şiirlerini “eş'âr-ı dürer-bârı rasîn ü muhkem” olarak nitelemiş ve muhkemin şiir tekniği bağlamındaki kullanımını “mühendisân-ı kasr-ı belâgat yanında bî-kusûr u müsellem(dür)” (Sungurhan, 2017a, s. 171) ifadeleri ile pekiştirerek Ahmed Paşa’nın şairliğini övmüştür. Kınalızâde, Fuzûlî’nin şiirlerinin hem mana hem de teknik olarak başarılı olduğunu anlatmak için “Eş'ârı muhkem ü rasîn ve nâzik ü rengîn“ (Sungurhan, 2017a, s. 670), Zâtî’nin şiirlerinin de yine aynı özellikleri taşıdığını belirtmek üzere “… kelimâtı muhkem ü rasîn ve binâ-yı sarây-ı belâgatı gâyetde kavî vü metîn…” (Sungurhan, 2017a, s. 367) ifadelerine yer vermiş ve Ahmed Paşa örneğinde olduğu gibi terimi, aynı anlama gelen rasîn ile birlikte zikretmiştir. Hasan Çelebi terimi Karamanlı Nizâmî örneğinde olduğu gibi (Örnek 1) Farsça sağlam, dayanıklı anlamına gelen" üstüvâr" ile birlikte kaydetmiştir. Kınalızâde, muhkem terimini, 16. asırda en fazla kullanan isimdir. Tezkire yazarı, Ahmed Paşa ve Zâtî örneklerinde muhkem terimiyle nitelediği şairi ve şiirlerini, zaman zaman mühendis, bina gibi daha ziyade teknik alanlarla ilişkilendirerek terimin, şiirin manadan ziyade teknik olan unsurları ile ilişkili olduğuna işaret etmiştir.
Muhkemin şiirin niteleyicisi olarak kullanımı, 16. asırdan sonra ciddi bir azalma göstermiştir. 17. asırda kelimenin terim anlamından ziyade Belîğ’in İshak Molla’nın gazellerinden aldığı aşağıdaki beyitte olduğu gibi sözlük anlamının kullanıldığı şiir örnekleri yer almıştır. İshak Molla aşağıdaki beyitte, gönül gam zincirinden kurtulamadı, -dünyaya/sevgiliye olan- ilginin sağlam bağı çözülemedi ifadesinde kelimenin sözlük anlamı ile dünyaya olan bağlılığının ne kadar kuvvetli olduğunu belirtmiştir. Zencîr-i gamdan olmadı âzâde-ser gönlüm/Ser-rişte-i taalluk-i muhkem çözilmedi (Abdulkadiroğlu, 1985, s. 18).
Muhkemin şiirin tekniğindeki kusursuzluğu, şairin bu alandaki başarısını belirtmek üzere kullanıldığı son örneklerden biri, Ali Emîrî'nin, Zemzem Hanım’ın şiirlerini hem şekil hem de mana yönünden tasvir ettiği “letâfette âb-ı zemzem ve ebyâtının her biri, metânette birer beyt-i muhkemdir.” (Kadıoğlu, 2018, s. 498) ifadesinde yer almıştır.
Muhkem, sağlam, kuvvetli, şiddetli, kesin anlaşılan gibi manalarda biyografilerde ve şiirlerde sıkça kullanılan bir ifade olmasına rağmen şiirin teknik olarak kusursuzluğunu belirten bir terim olarak daha çok 16. asır tezkire yazarları tarafından tercih edilmiş bir terim olup genellikle, kelime ile aynı anlamlara gelen “rasîn” ve “üstüvâr” ile birlikte kullanılmıştır.
Sehî Bey’in Heşt Bihişt’inde 4, Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratu’n-Nuzamâ’sında 16, Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şuarâ’sında 27, Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiresi’nde 42, Künhü’l-Ahbâr’da 3, Beyânî Tezkiresi’nde 3, Nuhbetü’l-Âsâr’da, 4, Rızâ Tezkiresi’nde 1, Riyâzî Tezkiresi’nde 1, Tezkire-i Safâyî’de 3, Sâlim Tezkiresi’nde 1, Safvet Tezkiresi’nde 3, Belîğ Tezkiresi’nde 1, Tezkire-i Şu’ar’a-yı Mevleviyye’de 3, Mecmûatü’t-Terâcim’de 1, Fatîn Tezkiresi’nde 4, Eslâf’da 1, Kâfile-i Şu’arâ’da 2 ve Tezkire-i Şu’ar’a-yı Âmid’de 2 yerde geçmektedir.
Örnek 1:
(…) şâir-i sâhir-i şîrîn-kâr kasâid ü gazeliyyatı muhkem ü üstüvâr ebyât u eş'ârı yek-dest ü hem-vâr kelimâtı makbûl u müsellem cümle-i e'âzım-ı şu'arâ-yı ‘âlemden bülegâ-yı Rûmun şâ’ir-i belâgat-nizâmı ve fusehâ-yı zemânesinün nâzım-ı fesâhat-nizâmıdur (Sungurhan, 2017a, s. 357).
Örnek 2:
Azîzî: Yedikulle kethüdâsıdur. Nâmı Mustafa Begdür. Nazmı muhkem ü rasîn ve şi’ri müstahkem ü metîndür (Sungurhan, 2017b, s. 125).
Örnek 3:
Hüsn-i hatta dahı mâlikdür ve şi’ri muhkem ü metîn dimek meslegine sâlikdür (Kılıç, 2018, s. 358).
Abdulkadiroğlu, A. (1985). İsmail Belîğ Nuhbetü’l-Âsâr li-Zeyl-i Zübdetü’l-Eşâr. Ankara: Gazi Eğitim Fakültesi Yayınları.
Başoğlu, T. (2020) “Muhkem”. TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 31. Ankara: TDV Yayınları, s. 42-44.
Canım, R. (hzl.) (2000). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: AKM Yayınları.
Demirciler, A. Z. (2014). Mustafa İzzet Def’ü’l-Mesâlib fî Edebi’ş-Şâir ve’l-Kâtib. Yüksek Lisans Tezi. Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.
İpekten vd. (hzl.) (2017). Heşt Bihişt Sehî Beg. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/56165,hest-bihistpdf.
Kadıoğlu, İ. (hzl.) (2018). Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-375473/ali-emiri-tezkire--i-suara--yi-amid.html
Kılıç, F. (hzl) (2018). Meşâirü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0
Muallim Nâcî. (1322). Lugat-ı Nâcî, İstanbul: Asır Matbaası.
Sungurhan, A. (hzl.) (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.
Sungurhan, A. (hzl). (2017b) Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-şu’arâ). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/55835,beyani-tezkiresipdf.pdf?0
Şemseddin Sâmî. (2007). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Tulum, M. (2011). 17. Yüzyıl Türkçesi ve Söz Varlığı. Ankara: TDK Yayınları.