şi’r-i müzehheb, kitâb-ı müzehheb, tırâz-ı müzehheb, mezheb-i müzehheb.
* Sözlüklerde altınla süslenmiş, altın suyuna batırılmış, yaldızlanmış anlamına gelen müzehheb kelimesi, edebî bir terim olarak sanatlı ve süslü söyleyişe sahip eser demektir.
Altın manasına gelen “zeheb” kelimesinden türetilmiş olan müzehheb kelimesi, altın suyuna batırılmış, altınla süslenmiş, yaldızlanmış anlamlarına gelmektedir (Ayverdi, 2005, s. 2277; Şemseddin Sami, 2001, s. 1317; Redhouse, 2006, s. 1795).
Müzehheb kelimesi, güzel sanatlar terimi olarak tezhip sanatıyla süslenmiş, yaldızlanmış anlamına gelir. Edebî bir terim olarak ise şairin edebî sanatları kullanmadaki başarısını ve ortaya konulan eserin sanatlı, süslü bir söyleyişe sahip olduğunu ifade etmek için kullanılır.
Latîfî Tezkiresi’nde Keşfî-i İstanbulî maddesinde verilen şiir örneği, leff ü neşr sanatının başarılı kullanımından dolayı müzehheb olarak nitelendirilmiştir. Yani verilen örnek edebî sanatla süslenmiş, başarılı bir şiirdir (Örnek 1).
Kınalızade Hasan Çelebi, tezkiresinin Revânî maddesinde şairin memleketi olan Edirne’yi anlatırken şehrin, içerisindeki nehirler ve ırmaklarla tezhip edilmiş, altın yaldız çekilmiş bir kitaba benzediğini söyler (Örnek 2). Bu bağlamda yazar müzehheb kelimesini edebî bir terim olarak değil bir güzel sanatlar terimi olarak kullanmıştır.
Yine aynı tezkirenin Mehemmed Efendi maddesinde şairin ahlakının ve vasıflarının terbiyeli dürüst olduğundan bahsedilirken onun zamanın örtüsünde yaldızlı bir işleme gibi olduğu söylenir. Yani dönemine varlığıyla iz bırakmış, parlak bir insan olduğu vurgulanır (Örnek 3). Ancak burada da müzehheb kelimesi bir edebî terim olmaktan öte güzel sanatlar terimi olarak kullanılmıştır.
Latifi tezkiresinde 2, Riyâzî’de 1, Kınalızade’de 4 kez kullanılmıştır.
Örnek 1:
Ammâ bu şi’r-i müzehheb leff ü neşr-i mürettebde ‘alâ-vechi’t-tercî’ bu şi’r-i bedî’ anun eş’ârından ve güftâr-ı güher-nisârındandur (Canım, 2018, s. 446).
Örnek 2:
Kesret-i enhâr ve vefret-i cûybâr ile kitâb-ı müzehheb ü mücedvel ve kâmet-i vücûd-ı letâfet-muzâhiri tâc-ı bâ-revâc-ı menâkıb u mefâhir ile mütevvec ü mükellel olan şehr-i Edirnedendür (Sungurhan, 2017, s. 395).
Örnek 3:
Ahlâk u evsâfı mühezzeb gûyâ bürûd-ı zemânda bir tırâz-ı müzehheb bûstân-ı âstânı ravz-ı müzehher ve gamâm-ı ikrâm u in’âmı sehâb-ı mumattardur (Sungurhan, 2017, s. 748).
Ayverdi, İ. (2005). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. C.2. İstanbul: Kubbealtı Neşriyatı.
Canım, R. (hzl). (2018). Latifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.htmlLatifî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ
Redhouse, W. (2006). Turkish and Engilish Lexicon. İstanbul: Çağrı Yayınları.
Sungurhan, A. (hzl.). (2017a). Kınalızâde Hasan Çelebi, Tezkiretü’ ş-şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html
Şemseddin Sâmî. (2001). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.