BÎŞUMÂR (BĪ–ŞUMĀR)

letâ’if-i bî-şumâr, fezâ’il-i bî-şumâr, ma‘ârif-i bî-şumâr, kûşiş-i bî-şumâr, efkâr-ı bî-şumâr, ‘ömr-i bî-şumâr


* Sözlüklerde “çok, pek çok, sayısız, sayılamayacak kadar fazla” gibi anlamlara gelen ve tezkirelerde şair ve yazarların şiir ve eserlerinin çok olmasını ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Bî-şumâr, ikisi de Farsça olan “bî+” ön eki ile “şumâr” kelimesinin bir araya getirilmesinden meydana gelen türemiş sıfattır.

“Bî+” ön eki, nefy ve selb anlamına gelerek isimlerin başına eklenir (Şemseddîn Sâmî, 2017, s. 327), “Arabî ve Farisî kelimâta dâhil olup onları sıfat yapar” (Muallim Nâcî, 2009, s. 68) ve Türkçede olumsuzluk bildirmek için kullanılan “+sIz” ve “+mAz” eklerinin karşılığı olarak kullanılır (Devellioğlu, 2010, s. 124). “Bir ismin önüne gelince, o isimden Türkçedeki –siz ile yapılmış sıfatlara benzeyen anlamda sıfat yapılmış olur” (Ateş ve Tarzi, 1976, s. 100).

“Şumâr” kelimesi ise “sayı, ta‘dâd, hesâb” (Şemseddîn Sâmî, 2017, s. 784) manasına gelir. Muallim Nâcî ise aynı kelime için “1. Sayı, hesap: Bî-şumâr. 2. Sayma, hesap etme, addetme: Şumâr-ı a‘dâd. Dil cevr-i bî-hesâbını ihsân şumâr ider. Saymak manasına olan ‘şumurden’ mastarından emr-i hâzır dahi olur. Bu hâlde vasf-ı terkîbî suretinde kullanılır. Meselâ ‘hatve-şumâr’ adım sayıcı olur.” (Muallim Nâcî, 2009, s. 641) açıklamalarında bulunarak kelimenin farklı bağlamlarda kullanımını örneklendirir.

Bu durumda söz konusu ek ile kelimenin birleşmesi neticesinde “sayısız, sayılamayacak kadar çok” anlamı ortaya çıkar. Kelime için sözlüklerde “sayısız, pek çok” (Olgun ve Drahşan, 1984, s. 61), “sayısız, hesaba gelmez, kesir olan” (Redhouse, 2016, s. 46), “sayısız, hesaba gelmez olan, kesîr ve çok olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, s. 195), “hadsiz, sayısız, pek çok” (Mehmed Salâhî, 1322, s. 229) şeklinde karşılıklar verilmiştir.




Terim Anlamı

Tezkirelerde “bî-şumâr”, şair ve yazarların şiir ve eserlerinin fazla, sahip oldukları güzel hasletlerin sayılamayacak derecede çok, mutluluklarının sonsuz ve sürekli, ömürlerinin uzun oluşunu ifade ederken kullanılan bir terimdir.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Bî-şumâr kelimesi, ilk olarak Latîfî Tezkiresi’nde kullanılmakla birlikte Ahdî, Âşık Çelebi, Kınalızâde Hasan Çelebi, Beyânî, Riyâzî ve Safvet gibi şahıslar tarafından kaleme alınan tezkirelerde de sıkça yer almıştır.

Kelime, tezkirelerde “bî-had” ibaresi ile müteradif olarak kullanılmış; tamlama içerisinde ise daha çok “letâ’if, fezâ’il, ma‘ârif, kûşiş, nakd” gibi kelimelerle birlikte yer almıştır. Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sının Ehlî maddesindeki ibareler, bu yöndeki kullanıma örnek teşkil etmektedir: “…emsâl ü akrân ve ikfâ vü ihvânı miyânında fezâ’il-i bî-şumâr ve ma‘ârif-i bisyâr ile iştihâr bulmışdur” (Sungurhan, 2017, s. 220) (Örnek 1). Burada Ehlî’nin faziletlerinin çokluğu “bî-şumâr” kelimesiyle anlatılmış, hemen devamında marifetlerinin “çok” anlamına gelen “bisyâr” sıfatı ile anlatılması da kelimenin onunla aynı anlamda kullanıldığını göstermiştir.

Tezkirelerde şairlerin şiirlerinin sayı bakımından çok oluşu da bu kelime ile ifade edilmiştir. Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sının Nihânî maddesinde yer alan “Nazm-ı dürer-bârı ve güftâr-ı âb-dârı ʿUbeydî Çelebi himmetiyle selîs ü hemvâr ve bî-hadd ü bî-şumâr olmagın...” (Solmaz, 2018, s. 289) ibarelerinde görüldüğü üzere şairin inciler yağdıran şiirlerinin ve güzel kelamının fazlaca oluşu “bî-şumâr” kelimesi ile belirtilmiştir (Örnek 2).

Çokluk bildiren bu kelime, aynı zamanda kullanıldığı bağlama göre uzunluk, sonsuzluk ve süreklilik gibi anlamlar da kazanmıştır. Örneğin Kınalızâde’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sının “Sebeb-i Te’lîf-i Kitâb ve Zikr-i Evsâf u Elkâb-ı Cenâb-ı Sa‘âdet-nisâb” başlıklı bölümünde bî-şumâr kelimesi “safâ” kelimesi ile Farsça bir tamlama içinde kullanılmış ve bu kullanım sonucunda “safâ”nın sürekli olarak devam ettiği vurgulanmıştır: “Cümle-i ezhâr derûn-ı murgzârda safâ-yı bî-şumâr ile güşâde-dil ve ferhunde-etvâr iken...” (Sungurhan, 2017, s. 103) (Örnek 3). Yine aynı şekilde Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ’da yer alan bir manzumede “bî-şumâr” kelimesi “‘ömr” ile birlikte kullanılarak kelimeye “uzunluk, sonsuzluk, ebedîlik ve süreklilik” anlamları kazandırılmıştır. Bu anlam genişlemesi aynı mısra içerisindeki “hayât-ı câvidân” tamlaması ile pekiştirilmiştir: “Olup demler kademler devlet-i ‘ışk-ı nigâr ile / Hayât-ı câvidân el vire ‘ömr-i bî-şumâr ile” (Kılıç, 2018, s. 635) (Örnek 4). 

Son olarak kelimenin “sayısız” anlamı dikkate alınarak “bitmek bilmeyen” manasında kullanıldığı da görülmüştür. Bu mana, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sının Sa‘dî maddesinde bitmek bilmeyen, sonu gelmeyen, sayısız düşünceler ile sabaha dek uyanık kalmak şeklinde ifade bulmuştur: “…hubûr-ı nâ-mahsûr ile evine gelüp ol gice efkâr-ı bî-şumâr ile mânend-i nücûm sabâha dek bîdâr olmagla...” (Sungurhan, 2017, s. 431) (Örnek 5).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Bî-şumâr kelimesi tespit edildiği kadarıyla Latîfî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 6, Ahdî’nin Gülşen-i Şu‘arâ’sında 11, Âşık Çelebi’nin Meşâ‘irü’ş-Şu‘arâ’sında 6, Kınalızâde Hasan Çelebi’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 66, Beyânî’nin Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 8, Gelibolu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ının tezkire kısmında 5, Riyâzî’nin Riyâzü’ş-Şu‘arâ’sında 6, Kaf-zâde Faizî’nin Zübdetü’l-Eş‘âr’ında 1, Rıza Tezkire’sinde 2, Mehmed Âsım’ın Zeyl-iZübdetü’l-Eş‘âr’ında 1, Safâyî’nin Nuhbetü’l-Âsâr min Fevâ’idi’il-Eş’âr’ında 4, Sâlim’in Tezkiretü’ş-Şu‘arâ’sında 3, Belîğ’in Nuhbetü’l-Âsâr li-Zeyli Zübdetü’l-Eş’âr’ında 1, Safvet’in Nuhbetü’l-Âsâr fî Fevâ’idi’il-Eş’âr’ında 2, Esrâr Dede’nin Tezkire-i Şu‘arâ-yı Mevleviyye’sinde 11, Mehmed Esad Efendi’nin Bâğçe-i Safâ-endûz’unda 2, Fatîn’in Hâtimetü’l-Eş‘âr’ında 3, Tevfîk’in Mecmû‘atü’t-Terâcim’inde 9, Fâik Reşâd’ın Eslâf’ında 2, Mehmed Sirâceddîn’in Mecma‘-ı Şu‘arâ’sında 5, Alî Emîrî’nin Tezkire-i Şuʻarâ-yı Âmid’inde 1 defa kullanılmıştır.




Örnekler

Örnek 1:

Bu fenn-i büzürgvârda dahı nâmdâr u pür-iştihâr olup şu‘arâ içre şîve-i mu‘ciz-nizâmı ve kâ’ide-i şîrîn kelâmı ile hayli şöhret-şi‘âr olmışdur ve emsâl ü akrân ve ikfâ vü ihvânı miyânında fezâ’il-i bî-şumâr ve ma‘ârif-i bisyâr ile iştihâr bulmışdur (Sungurhan, 2017, s. 220).

Örnek 2:

Nazm-ı dürer-bârı ve güftâr-ı âbdârı ʿUbeydî Çelebi himmetiyle selîs ü hemvâr ve bî-hadd ü bî-şumâr olmagın vird-i zebân-ı ʿâşıkân-ı zâr ve zikr-i gül-ʿizârân-ı rûzgâr olmışdur (Solmaz, 2018, s. 289).

Örnek 3:

Cümle-i ezhâr derûn-ı murgzârda safâ-yı bî-şumâr ile güşâde-dil ve ferhunde-etvâr iken benefşe-i miskîn leb-i cûda ser-be-zânû mütehayyir ü gamgîn olmak ‘acîbdür. Miyân-ı gülistânda serv-i çemân hırâmân olup gonçeler her tarafdan açılmakda ve gül-i ra’nâ niçe yirden yüz gösterüp ‘arz-ı dîdâr itmekle rûy-ı cihân hurrem ü handân olmakda iken ‘andelîb-i nâlân her şeb sabâha dek nâle vü figân itmek garîbdür (Sungurhan, 2017, s. 103).

Örnek 4:

Olup demler kademler devlet-i ‘ışk-ı nigâr ile

Hayât-ı câvidân el vire ‘ömr-i bî-şumâr ile (Kılıç, 2018, s. 635)

Örnek 5:

...âstân-ı devlet âşiyân-ı sultâna varup muntazır-ı fermân iken cenâb-ı Hâkân-ı Sikender-‘unvândan tesvîd-i mektûbla me’mûr oldukda sürûr-ı mevfûr ve hubûr-ı nâ-mahsûr ile evine gelüp ol gice efkâr-ı bî-şumâr ile mânend-i nücûm sabâha dek bîdâr olmagla tîşe-i endîşe ile kân-ı efkârı kazup niçe cevâhir-i pür-i‘tibâr ibdâ vü izhâr kılmış idi (Sungurhan, 2017, s. 431).




Kaynaklar

Ateş, A. & A. Tarzi (1976). Farsça Grameri (Gramer, Arûz, Metinler, Sözlük ve Bibliyografya). 2. Baskı, İstanbul: Milli Eğitim Basımevi.

Devellioğlu, F. (2010). Osmanlıca-Türkçe ansiklopedik lügat. Ankara: Aydın Kitabevi.

Doktor Hüseyin Remzi. (1305). Lugat-ı Remzî. C. I-II, İstanbul.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Âşık Çelebi Meşâʿirü’ş-Şuʿarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-210485/asik-celebi-mesairus-suara.html.

Mehmed Salâhî. (1322). Kâmûs-ı Osmânî (A. Birinci, Hzl.). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

Muallim Nâcî. (2009). Lügat-i Nâcî. haz. A. Kartal. Ankara: TDK Yayınları.

Olgun, İ. & C. Drahşan (1984). Farsça-Türkçe Sözlük. Ankara: Elhan Kitabevi.

Redhouse, J. W. (2016). Müntahabât-ı Lügât-i Osmâniyye. haz. R. Toparlı, B. Eyövge Yılmaz, Y. Yılmaz. Ankara: TDK Yayınları.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdî ve Gülşen-i Şu'arâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html.

Sungurhan, A. (hzl.) (2017). Kınalızâde Hasan Çelebi Tezkiretü’ş-Şuarâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194494/kinalizade-hasan-celebi-tezkiretus-s-uara.html.

Şemseddîn Sâmî. (2017). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: Çağrı Yayınları.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
21/07/2026
logo-img