BÎGIŞŞ (BĪ-ĠIŞŞ)

bî-gış u bî-gıll, bî-gış u gıll, gıll u gışdan sâde, gıll u gışdan âzâde, gıll ü gışdan pâk


* “Saf, katışıksız ve samimi” anlamlarına gelen; tezkirelerde şairin şahsiyetini veya şiir, söz ve üslubunun doğallığını, tekellüften ve yapmacıklıktan uzaklığını ifade eden bir tenkit terimi.



Sözlük Anlamı

Arapça kökenli gışş kelimesinin sözlüklerde “hile, hainlik” (Paçacıoğlu, 2016, s. 270; Kanar, 2010, s. 292), “aldatma, ihanet” (Mutçalı, 2018, s. 668), “saf olmayıp karışık olma” (Ahterî, 2009, s. 260; Ayverdi, 2011, s. 1066), “hileli madeni para veya metal” (Redhouse, 2011, s. 1345), “iki yüzlü bir şekilde nasihat etmek, safvetsizlik, hıyanet” (Muallim Nâcî, 2009, s. 173; Mehmed Salâhî, 2023, s. 408), “kötülük, hainlik” (Çağbayır, 2017, s. 2164), “kalpteki gizli düşmanlık, kin” (Mütercim Âsım Efendi, 2013, s. 2831) gibi anlamları söz konusudur. Kaynaklarda bu kelimenin çoğunlukla eş anlamlısı gıll ile birlikte kullanıldığından söz edilir (Şemseddin Sâmî, 1317, s. 967; Ayverdi, 2011, s. 1066; Toven, 2015, s. 228; Devellioğlu, 2016, s. 332). Gıllügış/gıllıgış şeklinde terkip oluşturan bu kelimeler “gizli kin, düşmanlık, gönül fesadı, karışıklık” (Ayverdi, 2011, s. 1064) olarak anlamlandırılmıştır. 

Farsça olumsuzluk ön eki veya Türkçe olumsuzluk eki alarak bî-gışş/bî-gışş u gıll/gıllügışsız-gıllıgışsız şeklini alan bu kelime; “hilesiz, dürüstçe, saf, katışıksız, kuruntusuz, vesvesesiz (Kanar, 2010, s. 136), “temiz yürekli, kin ve düşmanlık hissi taşımayan, samimi” (Ayverdi, 2011, s. 1064; Devellioğlu, 2016, s. 114) anlamlarına gelir.




Terim Anlamı

Sözlüklerde “saf, katışıksız, hilesiz, samimi ve temiz yürekli” anlamlarına gelen bî-gış ibaresi; tezkirelerde bî-gışş u bî-gıll, gıll u gışdan sâde, gıll u gışdan âzâde ve gıll u gışdan pâk gibi varyantlarıyla da kullanılmaktadır. Terim, tezkirelerde şairin şahsiyetini nitelediğinde iyi huylu, temiz kalpli, samimi ve kötü niyetten uzak olmayı; şiir, söz, üslup, sohbet ve hat gibi unsurları nitelediğinde ise katışıksızlık, doğallık, tekellüfsüzlük ve yapmacıklıktan uzaklığı ifade eden olumlu manalı bir tenkit terimi olarak karşımıza çıkmaktadır.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

Terime ilk kez Âşık Çelebi'nin Meşâʿirü'ş-Şuʿarâ'sında tesadüf edilmektedir. Tezkireci; Selîkî, Şeydâ, Tab'î ve Sâyî-i Sânî maddelerinde şairlerin “temiz yürekli, içi dışı bir, saf ve samimi” olmalarını ifade etmek üzere bî-gışş u bî-gıll terkibini kullanmıştır (Kılıç, 2018, s.  277, 428, 435, 616). Bu kullanım, terimin başlangıçta ahlâkî bir nitelik olarak "hile, garez ve samimiyetsizlikten uzak olma" anlamını taşıdığını göstermektedir.

Terim, en yoğun biçimde XVI. yüzyıl tezkirelerinden Ahdî'nin Gülşen-i Şuʿarâ'sında görülmektedir. Ahdî, eserin sebeb-i telif bölümünde ebyât-ı bî-gış terkibiyle "katışıksız ve saf" beyitleri şaraba benzetmiştir (Solmaz, 2018, s. 40). Tab'î Efendi maddesinde şairin manevi olgunlaşmasını pâk ü bî-gış kılmak ifadesiyle anlatmıştır (s. 90). Ümîdî ve Sarfî maddelerinde gıll ü gışdan pâk terkibini âbdâr ve sûznâk sıfatlarıyla birlikte kullanarak şairin söz ve şiirini “akıcı, samimi, tekellüften ve yapmacıklıktan uzak” olarak nitelemiştir (s. 110, 204). Mevlânâ Ahmed Zarîf maddesinde metâliʿ-i bî-gış, Zînetî maddesinde ebyât-ı bî-gış terkipleriyle şairlerin “doğal ve kusursuz” matla ve beyitleri övülmüştür (s. 112, 173). Beyânî, Hüdâyî, Muhtârî ve Nâzükî maddelerinde ise bî-gış; şairlerin söyleyişini, sözlerini ve üsluplarını niteleyen bir sıfat olarak kullanılmış; bu bağlamda kelime "arı duru, katışıksız, saf ve tekellüfsüz" anlamlarını kazanmıştır (s. 119, 149, 275, 291). Rumûzî Çelebi maddesinde gıll ü gışdan pâk terkibiyle şiirin “yapmacıklıktan uzak” oluşu vurgulanırken (s. 165), Ruhî Çelebi maddesinde sohbetin samimiyeti bâde-i dil-küşâ gibi bî-gış benzetmesiyle ifade edilmiştir (s. 167). Re'yî maddesinde şairin hattının güzelliği bî-gış sıfatıyla nitelenmiş (s. 169), Ziyâyî maddesinde ise letâyif-i bî-gış terkibiyle “doğal ve zarif nükteler” kastedilmiştir (s. 209). Molla İmâd'ın Farsça beyitleri bâde-i nâb gibi bî-gış benzetmesiyle “saf ve duru” olarak tavsif edilmiştir (s. 230).

Bu örnekler birlikte değerlendirildiğinde Ahdî'nin bî-gış terimini yalnızca şahsiyet için değil şiir, beyit, matla, söz, üslup, sohbet, latife ve hat gibi farklı unsurları nitelerken kullandığı görülmektedir. Böylece terim, sözlük anlamındaki "hile ve tağşişten uzak olma" anlamını korumakla birlikte, tezkire terminolojisinde “katışıksızlık, saflık, doğallık, tekellüfsüzlük ve samimiyet” gibi vasıfları ifade eden genel bir övgü sıfatına dönüşmüştür.

Beyânî Tezkiresi'nde terim bir yerde gıll u gışdan hâtırı sâde terkibiyle geçmekte ve şairin “temiz kalpliliği, samimiyeti ve kötü niyetten uzak mizacı” ifade edilmektedir (Sungurhan, 2017, s. 201).

Gelibolulu Âlî'nin Künhü'l-Ahbâr'ında ise gıll u gışdan âzâde terkibi iki yerde kullanılmış (İsen, 1994, s. 218-243); bu ifadeyle şairlerin “kin, garez ve samimiyetsizlikten uzak, iyi huylu” kimseler oldukları vurgulanmıştır.




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Terim; Âşık Çelebi’nin Meşâirü’ş-Şuarâ’sında 4, Ahdî’nin Gülşen-i Şuarâ’sında 16, Beyânî Tezkiresi’nde 1 ve Gelibolulu Âlî’nin Künhü’l-Ahbâr’ında 2 defa geçmektedir. 




Örnekler

Örnek 1:

Şûh-tab’ u küşâde-dil, bî-gışş u bî-gıll, ayyâş u evbâş, kalender-meniş ü kallâş kimesne idi (Kılıç, 2018, s. 277).

Örnek 2:

Rûz u şeb tab’-ı pâki tahsîl semtine sâlik ve ma’rifet-i cüz’îde küllîye mâlik elfâz-ı latîf ile şîrîn edâya kâdir ve fikr-i tarab-fezâ ile rengîn ma’nâ bulmada mâhir ve kelimât-ı âbdârı sûznâk ve gıll ü gışdan pâkdür (Solmaz, 2018, s. 110).

Örnek 3:

Dânişmend iken fevt olmış zihn-i latîfi şi’rde envâ’-ı zînetle ârâste ve tab’-ı şerîfi nazmda fünûn-ı ma’rifetle pîrâste eş’âr-ı dil-keşi sûznâk ve ebyât-ı bî-gışşı pâk ve nakş u savt edâsında hûb-nakş olmagla meclis-ârâ ve sâhib-edâ kimesne idi (Solmaz, 2018, s. 173).

Örnek 4:

Fârisî şi’r dimede edâ-yı pâk ile ebyât-ı hayât-bahşı dilkeş ü bâde-i nâb gibi bî-gışş ü mergûbdur (Solmaz, 2018, s. 230).

Örnek 5:

Tab’ı küşâde gıll u gışdan hâtırı sâde şi’ri beyne’l-ahâlî makbûl mertebe-i ihsâna mevsûldur (Sungurhan, 2017, s. 201).

Örnek 6:

Nâmı Pîr Mehemmed ve tab’-ı nâzügi gıll u gışdan âzâdedür (İsen, 1994, s. 218).




Kaynaklar

Ahterî Mustafa Efendi. (2009). Ahterî-i Kebir. (hzl. H. Ahmet Kırkkılıç ve Yusuf Sancak). Ankara: TDK Yayınları.

Ayverdi, İ. (2011). Misalli Büyük Türkçe Sözlük. İstanbul: Kubbealtı Neşriyat, 4. Baskı.

Çağbayır, Y. (2017). Ötüken Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Ötüken Neşriyat.

Devellioğlu, F. (2016). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat. Ankara: Aydın Kitabevi Yayınları, 31. Baskı.

İsen, M. (1994). Künhü’l-Ahbâr’ın Tezkire Kısmı. Ankara: Atatürk Kültür Merkezi Yayınları.

Kanar, M. (2010). Etimolojik Osmanlı Türkçesi Sözlüğü. İstanbul: Derin Yayınları.

Kılıç, F. (hzl.) (2018). Meşâ’irü’ş-Şu’arâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/Eklenti/59036,asik-celebi-mesairus-suarapdf.pdf?0

Mehmed Salâhî. (2023). Kâmûs-ı Osmânî. (hzl. Kudret Ayşe Yılmaz). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Muallim Nâcî. (2009). Lügat- Nâcî. (hzl. Ahmet Kartal). Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları.

Mutçalı, S. (2018). Arapça-Türkçe Sözlük. İstanbul: Dağarcık Yayınları.

Mütercim Âsım Efendi. (2013). Kâmûsu’l-Muhît Tercümesi. (hzl. Mustafa Koç ve Eyyüp Tanrıverdi). İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı Yayınları.

Paçacıoğlu, B. (2016). VIII.-XVI. Yüzyıllar Arasında Türkçenin Sözcük Dağarcığı. İstanbul: Kesit Yayınları.

Redhouse, J. W. (2011). Turkish and English Lexicon New Edition. İstanbul: Çağrı Yayınları.

Solmaz, S. (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şu’arâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html 

Sungurhan, A. (2017). Beyânî Tezkiresi (Tezkiretü’ş-Şu’arâ). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.  https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-194495/beyani-tezkiresi-tezkiretus-suara.html

Şemseddin Sâmî. (1317). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdâm Matbaası.

Toven, M. B. (2015). Yeni Türkçe Lügat. Ankara: Türk Dil Kurumu Yayınları, 2. Baskı.




Yazım Tarihi:
03/09/2026
logo-img