EFSÂNEGÛY (EFSĀNE-GŪY)


* *Sözlüklerde “hikâye, masal, kıssa, destan” anlamlarındaki Farsça bir isim olan “efsâne (fesâne) ile Farsça “söylemek (goften)” fiilinin söyleyen manasındaki geniş zaman kökü olan “gû (gûy)” kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuş “masal, efsane vb. söyleyen” anlamındaki birleşik kelime ve tezkirelerde “eserlerinde masal, efsane, kıssa gibi hikâyelere yer veren müellifler/şairler” için kullanılan terim.



Sözlük Anlamı

 

“Efsâne-gû(y) (fesâne-gû(y)” Farsça bir isim olan efsâne (fesâne) ile yine Farsça “goften” (söylemek) filinin geniş zaman kökü olan “gû/gûy” kelimesinden meydana gelen birleşik bir kelimedir. Sözlüklerde kelimenin birleşik hâline verilen anlamlardan önce ilk kelimeye yani “efsâne/fesâne”ye verilen manaları incelemek gerekir. James W. Redhose “masal, hikâye, asılsız hikâye” (Redhouse 1987, 157 ); Muallim Nâcî “hikâye, masal; boş lâkırtı, saçma sapan”, (Muallim Nâcî 1322 [1904], 95); Steingass, F. J. “efsunlu söz; kurmaca, öğretici masal, kıssa, kurgu, efsane, masal, destansı anlatı, hayalî anlatı, geçmiş olayların hikâyesi, tarihî anlatı, herkesçe bilinen, kötü şöhretli”, (Steingass 1998, 82-83); Şemseddîn Sâmî “1. masal, asılsız hikâye, hurâfât 2. şöhret bulup dillere düşen vak‘a ve hâl, destân” (Şemseddîn Sâmî1317 [1899], 136-7); Raif Necdet Kestelli  ve Hasan Bedreddin “masal, asılsız hikâye, esatir; hurafe” ([Kestelli]Raif Necdet, Hasan Bedreddin 1928, 111, 134); Hüseyin Remzî “faidesiz olan hikâye” (Hüseyin Remzî 2018, 93); Ziya Şükûn “hikâye, meselden bozma masal” ve “geçmişlerin tuhaf ve şaşılacak hikâyeleri; baştan geçen şeyler § belli ve meşhur haberler.” (Şükûn 1984, I 69 ve 155); Mirza Alî Ekber Dihhudâ “sergüzeşt (baştan geçenler), hikâyeler, kıssa, destan, esâtir, asılsız ve yalan kıssa ve hikâyeler” Loghatnâme 1998, II/3044-45); Ferit Devellioğlu “asılsız hikâye, masal, boş söz, saçma sapan lakırdı. 2. dillere düşmüş, meşhur olmuş hâdise” (Devellioğlu, 1988, 245); Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük “1. asılsız, hayal mahsulü hikâye, söylence, masal, fesâne. 2. halkın hayal gücünden doğan ve dilden dile söylenirken bu hayal gücüyle şekil değiştirerek olağanüstü nitelikler kazanan hikâye” (Ayverdi, 2011, 325); Andreas Tietze “mitolojik hikâye; masal” (Tietze 2016 II/552) anlamlarını verir.

Efsâne-gû ise Firûzâbâdî’nin, Mütercim Âsım Efendi tarafından Türkçeye tercüme edilen meşhur sözlüğünde madde başında bulunmamakla beraber “el-mubrim” maddesi açıklarken “… ve dâ’imâ beyhude ve bî-ma‘nâ efsâne-gûy olan kimseye ıtlak olunur.” (Kâmûs Tercümesi 2013, 5/4862) açıklamasında “boş yere ve manasız konuşan” sıfatıyla beraber anılır. Redhouse Sözlüğü’nde “hikâye anlatan” (Lexicon 1987, 157) manasındadır. Muallim Nâcî “hikâye, masal; boş lakırtı, saçma sapan” anlamlarını verdiği “efsâne” başlığından sonra birleşik hâlini “iki manasına göre (efsâne) söylemekle iştigal eden” olarak açıklar (Lügat-i Nâcî 1322 [1904], 95). Steingass “romantik hikâye yazan” (Steingass 1998, 83); Şemseddîn Sâmî “masal söyleyen” (Şemseddîn Sâmî1317 [1899], 137); Hüseyin Remzî (ö. 1936) “meddah, hikâyeci, meselci” (Hüseyin Remzî 2018, 93); Ziya Şükûn, “hikâyeci, masalcı” (Şükûn 1984, S. 1/155); Ferit Devellioğlu (ö. 1985) “masal söyleyen, saçma sapan söyleyen” (Devellioğlu, 1988, 246); Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük “efsâne söyleyen” (Ayverdi 2011, 325) olarak açıklar.




Terim Anlamı

Efsâne-gû terimi tezkirelerde çok az sayıda ve yukarıda yer alan “efsâne” kelimesinin değişik anlamlarını çağrıştıracak şekilde kullanılmıştır. Şairler ya da müellifler için kullanılan terim, “sık rastlanmayacak gariplikte hikâyeler anlatan, eski hikâyeler anlatan” manalarıyla terimleştiği görülür.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

İlk olarak Latîfî’nin (ö. 1582) Tezkiretü’ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ isimli tezkiresinin Le‘âlî maddesinde “… ve kendü dahı envâʿ-ı kemâlât ile ârâste emîrü’l-kelâm ve şîrîn-beyân kimesne olup ʿacâyib-i âlemden efsâne-gûy ve küşâde-tabʿ u hande-rûy idi. Bu letâfet ü zerâfetle nice şâhlar meclisine girmiş ve nice selâtîn mülûk u vüzerâ sohbetine irmiş cihân-dîde ve kâr-âzmûde vâfir tevârîh u letâyif ve menâkıb u maʿârif bilür kimesneydi.” (Örnek 1) cümlesinde dünyanın acayipliklerinden yani “çok karşılaşılmayan durumların hikâyelerini anlatan” manasında kullanılmıştır. Güftî’nin (ö. 1677) Teşrîfâtü’ş-Şu‘arâ adlı eserinde ise Mevlânâ Şeyhî Merhaba-zâde hakkında yazılmış bir beyitte kendisinin muamma yazarlarından biri olduğunu ifade ettikten sonra Köhne-efsâne-gûy u köhne-mekîn / Şehr-i İstanbûl içre kûşe-nişîn diyerek şairin İstanbul’da kendi köşesine çekildiğinden bahisle artık gündemden düşmüş mevkide bulunup “geçmiş masalları söyleyen” bir şair olduğu ifade edilirken kullanılır (Örnek 2). Bu terim aynı Tezkire’de Şair İsmetî’den bahsedilirken bu defa şairin sözlerinin az rastlanır cinsten ve mecazlarının da aynı şekilde nadirattan olduğu ifade edilirken “fesâne-gûy” ve şeklinde “az bulunan” manası önce çıkartılarak zikredilmiştir (Örnek 3). 




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Latîfî: 1, Güftî: 3




Örnekler

Örnek 1:

… ve kendü dahı envâʿ-ı kemâlât ile ârâste emîrü’l-kelâm ve şîrîn-beyân kimesne olup acâyib-i âlemden efsâne-gûy ve küşâde-tabʿ u hande-rûy idi. Bu letâfet ü zerâfetle nice şâhlar meclisine girmiş ve nice selâtîn mülûk u vüzerâ sohbetine irmiş cihân-dîde ve kâr-âzmûde vâfir tevârîh u letâyif ve menâkıb u maʿârif bilür kimesneydi (Latîfî, 2018, 457).

Örnek 2:

Bu gürûh-ı galat-muʿammâda

Biri hem Şeyhî Merhabâ-zâde

 

Köhne-efsâne-gûy u köhne-mekîn

Şehr-i İstanbûl içre kûşe-nişîn

 

Bu da asrun galat-rüsûmıdur

Sâde-levh-i kuzât-ı Rûmîdür (Güftî, 2019 s. 92).

Örnek 3:

Eyler îrâd-ı şi‘rini ekser

Belki dîbâce-gûy-ı semt-i dîger

 

Zâtı hisset-nijâd-ı ‘ahd-i kerem

N‘ola hissetde olsa şimdi ‘alem

 

Mücmelen ‘İsmetî-i nâdire-sâz

Böyle olur fesâne-gûy-ı mecâz (Güftî, 2019 s. 119).

Örnek 4:

Oldı her tâze-şi‘r-i neş-nîde

Çâr-sûy-ı libâs-ı düzdîde

 

Katl-ı mazmuna eyleyüp şeb-hûn

İtdi şi‘rin kanâra-i mazmun

 

İtmede âhuvân-ı nazm-ı adem

Tîg-i cellâd-ı nüktedür o kalem

 

Belki ol hâme-i galat-mevfûr

Oldı kassâb-ı tab‘ına sâtûr

 

İtse kasd-ı zemîn-i âgâhî

Böyle efsâne-gû olur gâhî (Güftî, 2019, s. 136).




Kaynaklar

Ayverdi, İlhan. Kubbealtı Lugatı Misalli Büyük Türkçe Sözlük. 2. bs. İstanbul: Kubbealtı.

Dekhodâ, Aliakbar. Loghatnâme (Encyclopedic Dictionary), vol. 2. Chief editors Mohammad Mo’in & Ja‘far Shahidi (Tehran, Tehran University Publications, 1998).

Devellioğlu, F. (1988). Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat. 5.bs. Ankara: Aydın Kitabevi.

Ebü’l-Tâhir Mecdüddîn Muhammed b. Ya‘kûb b. Muhammed Firûzâbâdî. (2013). El-Okyanusu’l-basît fî Tercemeti’l-Kâmûsi’l-muhît: Kâmûsu’l-muhît Tercümesi = Kâmûs Tercümesi. 6 cilt. Tercüme Mütercim Âsım Efendi. Yayına hazırlayanlar Mustafa Koç, Eyyüp Tanrıverdi. İstanbul: Türkiye Yazma Eserler Kurumu Başkanlığı.

Güftî (2019). Teşrîfâtü’ş-şu‘arâ. Hazırlayan Kâşif Yılmaz. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Hüseyin Remzî. (2018). Lugat-i Remzî. Hazırlayan Ali Birinci. 2 cilt. Ankara: TTK.

[Kestelli], Raif Necdet, Hasan Bedreddin. (1928). Yeni Resimli Türkçe Kamus. 2. bs. İstanbul: Yeni Şark Kütübhanesi.

Latîfî. (2018). Tezkiretü'ş-Şu‘arâ ve Tabsıratü'n-Nuzamâ: İnceleme-Metin. Hazırlayan Rıdvan Canım. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı.

Muallim Nâcî. (1322 [1904]). Lugat-ı Nâcî. İstanbul: Asr Matbaası. 

Redhouse, James W. Redhouse. (1987). A Turkish and English Lexicon: Shewing in English the Significations of the Turkish Terms. Beirut: Librairie Du Liban [1890’ın tıpkıbasımı]

Steingass, Francis Joseph. (1998). A Comprehensive Persian-English Dictionary: Including the Arabic words and phrases to be met with in Persian literature. Beyrut: Librairie du Liban.

Şemseddîn Sâmî. (1317 [1899]). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul: İkdam Matbaası.

Şükûn, Ziya. (1984). Farsça-Türkçe Lugat = Ferheng-i Ziya = Gencine-i Güftâr. 3 cilt. Ankara: Milli Eğitim Bakanlığı.

Tietze, Andreas. (2016-2019). Tarihî ve Etimolojik Türkiye Türkçesi Lügati: 10 cilt. Editör Semih Tezcan. Ankara: Türkiye Bilimler Akademisi.




Madde Yazarı:
Yazım Tarihi:
27/03/2026
logo-img