EKREM (EKREM)

ekremü'l-akramîn, ekrem-i beyân, ekrem-i devâr, ekrem-i hâl, ekrem-i halk, ekremü'n-nâs, ekrem-i nazm, ekremü'ş-şuarâ


* Sözlüklerde “kerim, cömert, lütuf ve kerem sâhibi” manasında olan, tezkirelerde ise bu anlamıyla birlikte şairin sözündeki yüksek değeri ifade eden terim.



Sözlük Anlamı

Arapça k-r-m kökünden gelen akram أكرم kelimesinden alıntıdır. Arapça sözcük karîm “cömert” sözcüğünün tafdilidir. Ekrem, Arapça bir sıfat olup kerem kelimesinin çoğuludur. Kamus-ı Türkî’de kelime için “daha veya pek kerim, pek cömert ve 'âlicenâb, lutf ve keremî ziyâde” tanımı yapılmıştır (Şemseddin Sâmi, 1318, s. 146). Ekrem, Mükemmel Osmanlı Lugatı’nda “daha, pek kerim, mükrîm, ekreme’l-ekremîn Allahû te‘ala hazretleri. ‘Unvân-ı imtiyâz, serdâr-ı ekrem” (Ali Nazîmâ ve Reşâd, 1319, s. 89), Lugat-i Remzi’ye göre “ziyâde-i kerîm ve mükrim olan” (Doktor Hüseyin Remzi, 1305, cilt 1, s. 103), Resimli Türkçe Kamus’ta “daha kerim, pek cömert ve alicenâb” (Raif Necdet Kestelli, 1937, s. 70), Lugat-ı Naci’de “daha, en, pek kerim” (Muallim Naci, 1899, s. 104), Hazine-i Lugat’ta ise “çok asil, yüce” (Artin Hindioğlu, 1838, s. 225) şeklinde geçmektedir.

Kerem, kerim, ekrem gibi köktaş kavramlar Kur‘an’da on yerde Allah’a nispet edilmiştir. Bir ayette “kerîm olanlarla mukayese edilemeyecek en üst derecede kerîm” manasındaki ekrem ism-i tafdîli ile iki ayette yer alan ve “ikram sahibi” anlamına gelen (zü’l-)ikrâm sıfatı da Allah’a izafe edilmiştir (Topaloğlu, 2022, cilt 25, s. 287-288).

Kelimenin geçtiği en eski kaynak Meninski’nin Thesaurus isimli eseri olduğu bilinmektedir (1680) (etimolojiturkce.com).




Terim Anlamı

Klâsik edebiyatın terminolojisinde “ekrem”, sanatçının eserlerindeki yüksek değeri ifade eder. Kişinin yalnızca eserindeki zarafeti değil, kişiliğindeki yüksek ahlaki değerleri de ifade eder. Tezkirelerde ahlaki üstünlük, manevî yücelik, himmet ve ihsan sahibi olmak, şairlikte veya sanatta önderlik ve toplumsal itibarda yükseklik alanlarında kullanılmıştır. “Ekrem” sıfatı bazen şairin şahsını, bazen onun sanat kudretini, bazen de onun “himmet ve kerem” sahibi oluşunu ifade eder.




Tezkirelerdeki Bağlam Anlamı

XVI. asırda “ekrem” sözcüğünün ahlaki yücelik ve fazilet (ekrem-i halk, ekremün-nâs) anlamlarında kullanıldığı görülür. Latîfî tezkiresinde Balıkesirli Zâtî’yi (d. 876/1471 - ö. 954/1547) tanıtırken ikinci Necâtî (d. 847-850?/1443-1446? - ö. 25 Zilkâde 914/17 Mart 1509) nitelendirilmesiyle birlikte önde gelen ve saygın bir kişiliğe sahip olduğu için herkesin onunla daima rekabet içinde olduğunu ve onu geçmek için çabaladığını dile getirmiştir (Canım, 2018, s. 228). Ahdî, Gelibolulu Âli’nin Şehzade Sultan Selim Han hazretlerinin iltifatına mazhar olmasıyla önceki mesleğinden el çektirilmiş ve yazarlar, katipler zümresine katıldığını anlatırken kullandığı “zihn-i pâk ekremî” ifadesiyle onun temiz, değerli, üstün bir zekâ sahibi olduğunu ifade etmiştir (Solmaz, 2018, s. 92) (Örnek 1). Sehî Beg, Lutfî Paşa’nın (d. 893?/1488? - ö. 971/1563-64) onun çok yakışıklı, adaletli, fazilet sahibi, melek huylu saf, temiz, iyilik ve lütuf sahibi, çok cömert biri olduğunu dile getirir (İpekten, Kut, İsen, Ayan, Karabey; 2017, s. 34). (Örnek 2)

Ekrem, kerem, kerim, mekremet gibi sözler XVII. asırda sanatçının yüksek değerli şahsiyetini ve sanatındaki övgüler manasında kullanılmıştır. Rıza, Ünsi (d. ?/? - ö. ?/?)  (Şairin hangi Ünsî olduğunu tespit edemedik fakat Ünsî Çelebi değil) hakkında onun edebiyat alanının gülü olduğunu ve cömertlik konusunda kendi döneminin Hâtem-i Tâî’si olduğunu dile getirir (Zavotçu, 2017, s. 61) (Örnek 3).

XVIII. asırda kavram, tasadduk, himmet, gönül zenginliği manalarıyla genişler. XVI-XVIII. asır tezkirelerinde bizatihi velîler ve şeyhler için manevi derecesi yüksek, irfanı derin ve hâl ehli kişileri tanımlamak üzere kullanılır. Safâyî, Selim Girâyhân’ı (d. ?/? - ö. ?/?) anlatırken onun iyiliksever ve çok cömert olduğunu, kimsesizlere sahip çıktığını dile getirir (Çapan, 2005, s. 290) (Örnek 4).

Ârif Hikmet, İlhâmî’den (d. ?/? - ö. ?/?) bahsederken onun iyilikseverliğinden ve cömertliğinden bahseder (Çınarcı, 2019, s. 22) (Örnek 5).




Tezkirelerdeki Kullanım Sıklığı

Bizatihi ekrem sözcüğü tezkirelerde yaygın olmasa da aynı manaya gelen kerem, kerim ve mekremet gibi kavramlar dikkate alındığında kullanım dönemleri ve anlamları şu şekildedir: XVI. asır: Manevi ve edebî erdemleri birleştiren bir kavram olarak kullanılır. XVII. Asır: Şairin yüksek değerliliği ve saygı görebilmesi için kullanılır. XVIII. Asır: Tasavvufî boyutla birlikte, şairin içsel olgunluğu için kullanılır. XIX. Asır: Sanat ve ahlaki değerlerin birleşmesi olarak kullanılır. Kavram, Âşık Çelebi’de 2, Latîfî’de 7, Hasan Çelebi’de 25, Esrâr Dede’de 4, Ârif Hikmet’te ise 1 yerde geçmektedir.




Örnekler

Örnek 1:

...şâh-zâde Sultân Selîm Hân bin Sultan Süleymân Hân hazretlerinün iltifât u fermânıyla tarîk-ı ulemâyı terk idüp silk-i erbâb-ı kaleme mülhak olup zihn-i pâk-ekremi riʿâyete müstehaķ olmagın sâhibân-ı izz ü ihtişâm yanında kemâhüve hakkıhâ ihtirâm bulup... (Solmaz, 2018, s. 92).

Örnek 2:

Şerî‘at-şi‘âr adâlet-disâr sâhib-fazîlet ve nîk-haslet melek-sîret ve Yûsuf-sûret şecâ‘at ü sehâvet ile mevsuf lutf u kerem ü mürüvvet ile ma‘rûf hayâ vü edeb kadd-i bâlâsına hil‘at-ı devlet-nüvâz zekâvet ü firâset libâs-ı sa‘âdetine alem ü tırâz olmışdur (İpekten, Kut, İsen, Ayan, Karabey; 2017, s. 34).

Örnek 3:

Ol gül-i gül-bün-i şi‘r ü inşâ sehâ vü keremle fi-zemânınâ Hâtem-i Sânî dinilse revâdur (Zavotçu, 2017, s. 61).

Örnek 4:

Çeşm-i kec-bîn-i felek cûd u sehâda ve mekârim ü atâda mislin görmemişdir. Gül-gonca-i nihâl-i mekrümeti zîver-nümâ-yı rü’ûs-ı hukûk-ı bî-kesândır (Çapan, 2005, s. 290).

Örnek 5:

Âlî himmet ve âlî mekremet hûb-sûret pâkîze-sîret güzel ta‘lik yazar ve fenn-i mûsikîde behresi var ve İlhâmî tahallüs idüp câ-be-câ şi‘r söyler ve ulemâ vü şu‘arâya ziyâde ri‘âyet eyler idi (Çınarcı, 2019, s. 22).




Kaynaklar

Ali Nazîmâ ve Reşâd. (1319). Mükemmel Osmanlı Lugatı. Dersaâdet: Şirket-i Mürettibiye Matbaası.

Artin Hindioğlu. (1838). Hazine-i Lügat. Viyana

Canım, R. (hzl.) (2018). Latîfî-Tezkiretü’ş-Şu’arâ ve Tabsıratü’n-Nuzamâ. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-216998/latifi-tezkiretus-suara-ve-tabsiratun-nuzama.html

Çapan, P. (hzl.) (2005). Mustafa Safâyî Efendi Tezkire-i Safâyî (Nuhbetü’l Âsâr Min Fevâ'idi'l Eş'âr) İnceleme-Metin-indeks. Ankara: AKM Yayınları.

Çınarcı, M. N. (hzl.) (2019). Şeyhülislam Ârif Hikmet Bey- Tezkiretü’ş-Şu’arâ. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-240610/seyhulislam-arif-hikmet-bey-tezkiresi.html

Doktor Hüseyin Remzî (1305). Lugat-ı Remzî 1-2. İstanbul.

İpekten, H., G. Kut, M. İsen, H. Ayan ve T. Karabey (hzl.) (2017). Sehî Beg Heşt Bihişt. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-78460/tezkireler.html

Muallim Nâcî (1308). Lugat-ı Nâcî. İstanbul.

Râif Necdet Kestelli. (1937). Resimli Türkçe Kamus. İstanbul: Ahmed Kamil Matba‘ası.

Solmaz, S. (hzl.) (2018). Ahdı̂ ve Gülşen-ı̇ Şuʿarâ’sı (İnceleme-Metin). Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-201251/ahdi-gulsen-i-suara.html

Şemseddin Sâmî (1318). Kâmûs-ı Türkî. İstanbul.

Topaloğlu, B. (2022). TDV İslâm Ansiklopedisi “Kerîm” Maddesi. Erişim adresi: KERÎM - TDV İslâm Ansiklopedisi https://islamansiklopedisi.org.tr/kerim

Zavotçu, G. (hzl.) (2017). Rızâ Tezkiresi. Ankara: T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları. Erişim adresi: https://ekitap.ktb.gov.tr/TR-219133/riza-tezkiresi.html




Yazım Tarihi:
27/03/2026
logo-img